» » 14 -16 Temmuz 2006 İzmit
 
 14 -16 Temmuz 2006 İzmit 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 1 710 Tarih: 10-02-2011, 18:45 Yorumlar: 0

14 -16 Temmuz 2006 İzmit Çetin kayalıklardaki soğuk mağaraların huzurunu, su kenarlarının sirk havasına bürünen canlılığını özlemiş; bir araya gelsek de bir şeyler yapsak diye düşlerken, güzel haberi Bora'dan aldım ve kendimi Emrah Sınmaz' a telefon ederken buldum. Emrah ve Alican ikilisinden almış olduğum gazla da daha yirmi dört saat geçmeden, otobüsümün rahat koltuğuna yayılıverdim, İzmit'e gitmek üzere. Mad Ankara-Bursa-İzmit kaynaşmasını gerçekleştirmek üzere Alican' da toplanan arkadaşlarımın yanında buldum kendimi birkaç saat süren yolculuğumdan hemen sonra. Alican'ın müthiş kırmızı koltuklarında yayılmış ertesi gün ne yapacağımızı planlamanın telaşına girmiştik. Gecenin ilerleyen saatlerini ise yırtıcı hayvanlar ve sivrisineklere karşı planlarını bizlerle paylaşmak suretiyle Emrah'ın ağzına sakız olan Levent'in açıklamalarını dinleyip, bir kedinin nasıl besleneceğine dair fikirlerini ortaya koyan Emrah'ın uygulamalı eğitimini izleyerek geçirdik. Sonrasında ise sabah erken buluşmayı kararlaştırıp uyumak üzere Bahar' ın evine gittik Havva-Bahar ikilisi olarak. Güzel bir uyku çektikten sonra sabahın erken saatlerinde bizleri bekleyen Can Drahor ve Mithat Fırat Özer ile buluşmak üzere yola çıktık. Yapılan alışverişin hemen ardından söz konusu kişilerle birlikte mağaraların yolunu tuttuk. Arkeoloji ile ilgilenen Can Drahor ilginç açıklamalarda bulunuyor biz de dikkatle onu dinliyorduk. Önce Roma döneminden kalma kemeri ve yanı başındaki şelaleyi izlerken bulduk kendimizi, daha sonra da mağaraların girişlerine bakmak üzere Can Drahor'u takip ederken. Can Drahor ilginç projelerini paylaştı bizlerle: Roma dönemi kalıntıları, yemyeşil bir doğanın içinde, dağın tepesinde bir kongre merkezi ve tabii ki insanları çekeceğini düşündüğü birkaç mağara dolu bir kültür parkıydı projeden aklımda kalanlar.

 

Mağaraların girişlerini bizlere göstermelerinin hemen ardından Can Drahor ve Kocaeli Üniversitesi'nden prof. Mithat Fırat Özer bizden haber beklediklerini söyleyerek gittiler ve biz de hızlıca hazırlanıp söz konusu mağaraları incelemek üzere harekete geçtik. İlk mağaranın ağzında bulduk kendimizi Levent, Alican, Bahar ve ben. Sınmaz çiftini ise ilginç projenin gerçekleştirilmesi planlanan arazide bırakmıştık. Yatağımız mağaralar, yorganımız sonsuz galeriler konsepti yaratıp mağaraya dalsak da hayal ettiğimiz mağarayı ne yazık ki bulamadık. Çünkü mağara sadece yarım Levent, bir Havva, bir buçuk Bahar ve yanlış hatırlamıyorsam da iki buçuk Alican uzunluğundaydı. Sıradaki mağaraya geçtik hemen. Coşkumuz ve enerjimiz perde arasından sonra devam eden bir oyunmuşçasına tekrar toplanıyordu. Tepeye tırmanıp mağaraya inen basamaklı kalası aşıp girişimizi gerçekleştirdik. Önce sola inen yolu incelemeye karar verdik. Bulduğumuz kolları dikkatle araştırıp aşağı inen bir çatlağı takip ettik. Çatlaktan aşağısının iki kola ayrıldığını gördük ve önce sola bakmaya karar verdik. Devam ettiğimiz kolun bir sifonla bitmesinin ardından sağ kolu incelemek üzere yola koyulduk. Mağara enteresan yarasalarla doluydu. Öyle ki hiç bu kadar iri yarasa görmemiştim. Sesleri de oldukça ilginçti. Bir ara yarasaların lanetine uğradığımızı bile düşündük. Tam kolun nereye gittiğine bakacağımız dakikalarda beni bir öksürük krizi aldı ve yarasanın ruhumu ele geçirmeye karar verdiğini düşünüp içimden çıkmasını bekledik birkaç dakika. Sonrasında ise sağ kolu incelemeye koyulduk ve bu kolun diğer kolla birleştiğini tespit ettik. Diğer yolun nerelere gittiğini anlamak üzere yukarı çıkıp bu sefer de sol taraftan ilerlemeye başladık. Fazla uzun olmayan bu kısmı da inceledikten sonra Sınmaz çiftinin yanına doğru harekete geçtik. Yasemin' in bizim için hazırladığı yiyeceklerimizi afiyetle tüketirken Levent'i, üzerine tırmanan bir kene gördüğünü iddia ederken bulduk. Levent söz konusu hayvanın kene olduğunu iddia ediyor 1944'te Kırım'da 1956'da Kongo'da 2006'da da Can Drahor' un ilginç projesini gerçekleştireceği arazide rastlandığından artık yol açacağı hastalığın adına kırım-kongo-Can Drahorun ilginç projesi arazisi kanamalı ateşi diyecekler diyordu. Bizse Levent'in bu iddiasına kahkahalarımızla cevap veriyorduk. Derken Emrah ve beraberindeki Alican-Bahar-Yasemin haritalamak üzere mağaraya doğru harekete geçti. Ben ve Kentaur Levent ise(Emrah Levent'in yün içliklerinden yola çıkarak kendisine bu ismi uygun gördü.) Levent'in kenelerle dolu olduğunu iddia ettiği arazide uyku keyfi yapmaya karar verdik. Kenelerin olmasa da karıncaların saldırısına uğradığımızdan bu hayalimizi gerçekleştiremedik. Birkaç saat içinde mağaraya giden harita ekibi de tunç soyda yaşayan kahraman savaşçılar gibi gürleyerek yanımıza geldi. Mad Bursa'nın ilk haritası da böylece çizilmiş oldu. Büyük bir mutluluk içinde acıkan mağaracılar olarak yemeğe gitmeye karar verdik. Köfte ve piyazların afiyetle midelere indirilmesinin hemen ardından tekrar yola koyulduk.

 

Alican' ın mis kokulu tertemiz evini pisletmemek üzere Titiz Yasemin'in talimatına uyup önce Bahar'ın evine geçip duş almaya ve en güzel ve en temiz cicilerimizi giymeye karar verdik. Daha sonra talimatı veren Yasemin'in bunu kendisinin yapmamış olduğunu kınayıp halimizden memnun Alican'ın otoyoldan bile görünen müthiş kırmızı koltuklarına yayıldık. Kısa bir süre sonra da Ankaralı bir başka Madlıyla hasret gidermeye koyulduk. Söz konusu kişi Bora idi. Birbirini özleyen Madlılar kucaklaştı. Kısa bir sürenin ardından ise yola çıkacak olan Sınmaz çiftini uğurladık. Levent ise bize güzel bir jest yapmış ve ertesi gün 'İzmit keşif gezileri- part one' tadındaki hayalimizi gerçekleştirmemiz için arabasını vermişti. Hoş sohbetin ardından ilk uykuya yenik düşen itiraf etmeliyim ben olmuştum ve tabi ki ertesi gün keşif gezimizi gerçekleştirmek üzere ilk ayağa kalkan da...

 

Alican'ın yayla havasındaki koltuklarında uyuyan Bahar-Bora-Alican üçlüsünü uyandırdım Bal ile. Saat sekizdi ve ideal bir yola çıkış saati olmuştu bu bizim için. Yuvacık'a doğru harekete geçtik. Güzel bir kahvaltı yapmak ve sonrasında ise doğayı keşfetmekti tek amacımız. Kahvaltının hemen ardından Küçük ama etkili Corsa’mıza atlayıp soluğu menekşe yaylasına giden yolda aldık. Saatlerce sürecek olan doğayı keşif gezimiz de böylece başlamış oldu. Menekşe yaylasına giden yolu tırmanmak üzere coşkun bir sel gibi aktığımız yolda zirveye az kala garip bir ses duyduk ağaçların arasından gelen. Bora 'nın ikinci kez ayı macerasına atılacağı kimin aklına gelirdi??? Önden giden Bora etrafa bakınıp geleceğini iddia etti ve yanımızdan ayrıldı;ama dönüşü muhteşem oldu tabii.. 'Ayıııııııııııııı...'diye bağırarak geliyor, müthiş bir panik içinde aşağıya iniyordu. Bora'nın öyle komik bir surat ifadesi vardı ki kendisine inanmayan ben Bora'ya gülüp duruyor; yok daha neler diyordum; ama Bora gayet hızla aşağı doğru koşuyor ve görmüş olduğu ayıdan uzaklaşmak istiyordu. Öyle ki önündeki engelleri tek tek aşıyordu. Bora'nın koşmayı kesmediğini gördüğümüzden biz de koşmaya başladık ve çıkmak için dakikalar harcadığımız yolu çok kısa bir sürede inmiş, halimize gülüyorduk. Bora'nın ayılarla özel bir münasebetinin bulunduğuna karar verdik bu olaya şahit olduktan sonra. Bu yoldan ümidimizi kesince kendimizi derenin kaynağını bulmaya adamış 'açık hava mağarası' dediğimiz alanı keşfe çıkmıştık. Yol gittikçe gidiyor heyecanımız da katlandıkça katlanıyordu. 'İn çık suları aş, doğayı keşfin tadına ulaş, kükre kükre taş.' Saatler süren yolculuğumuzun ardından otobüsümüze yetişmek üzere dönüş yoluna geçtik. Açlıktan isyan eden midelerimizin başkaldırısını önlemek zorundaydık. Bulduğumuz hoş bir mekan da suların sesine kendimizi kaptırmış yiyeceğimiz balık ve köfteleri hayal etmeye başlamıştık. Bora ve Alican ısınsın diye yan yana konan iki tencere gibi birbirlerine yaslanmışlardı açlıktan. Siparişleri almaya gelen kişiye verilen cevap mantar, mıhlama, köfte, balık, salata… diye gidiyordu. İş, güç sahibi cömert arkadaşlarım bir Mad geleneği olduğunu iddia edip bana yine hesap ödetmedi. Afiyetle yenilen yemeğin ardından huzur içinde şehre döndük. Hızla hazırlanıp Bora ile otogarın yolunu tuttuk. İşte böyle... Kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir hafta sonu geçirmiştik. Dört dörtlük olduğunu düşündüğümüz etkinliğimiz büyük bir huzur ve mutluluk içinde sona erdi. Emeği geçen tüm Mad üyelerine ayrı ayrı sonsuz teşekkürler. Son bir özlü sözle anıyı kapamak istiyorum:'Kiliseye ermişle, Meyhaneye boğazına düşkünle, Mağaraya Mad ekibiyle gidilir:)' Tez zamanda Altıntaş'ta buluşmak dileğiyle.. Mağara ile ilgili notlar: Bölgede mağara olarak bize gösterilen beş giriş vardı. Bunlardan ikisi kör, birsi duvardan açılan eski bir su çıkışı, diğeri ise girdiğimiz mağaranın sifonundan kaynaklanan su çıkışıydı. Sonuç olarak bölgede girilebilecek bir adet mağara saptanmıştır. Mağaraya girmek için öncelikle sifondan çıkan su kaynağının açıldığı dere tabanından yaklaşık 15-20m yukarıda ki mağara girişine ulaşıldı. Giriş aşağı doğru yaklaşık 3m derinliğinde, üstü açık dikey kuyu şeklindedir. Daha sonra önce aşağı doğru inen, daha sonra ise ileri doğru yatay ilerleyen ana kuru galeri vardır. Bu galerinin hemen ortasında solda aşağıdaki dairesel aktif galeriye inen dar çatlak iniş bulunur. Alttaki bu aktif galeride tavan genellikle ayakta durmaya yetmeyecek yüksekliktedir. Bu işten biraz sürünülerek, emekleyerek devam edilince dar bir çatlaktan aktif su girişi olmakta ve bir miktar akıştan sonra sifonda su kaybolmaktadır. Mağara su seviyesinin zamanla düşmesi sonucunda iki katlı kuru ve aktif galeri şeklinde gelişmiş, küçük ancak gezilmesi zevkli olan bir mağaradır.

 

Havva YILDIRIM



Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.