» » “ İS İNİ ” MAĞARASI ARAŞTIRMASI 17-6-2018
 
 “ İS İNİ ” MAĞARASI ARAŞTIRMASI 17-6-2018 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 496 Tarih: 7-07-2018, 22:18 Yorumlar: 0

"İs İni" mağarasının istihbaratı, Fethiye Kayaköy’e yerleşen dostlarımızdan alındı. Ocak ayında, Deniz-Tolga Avşar çiftine yaptığımız ziyarette, bölgede büyük bir mağara olduğundan bahsedildiğini öğrendim. Kayaköy bulunduğu coğrafya ve tarihi kimliği ile çekici bir yerleşim. Bölgeye bir faaliyet yapma fikri bu şekilde doğdu. Haziran ayında faaliyet planlayıp duyuru yaptık. Katılım olmaması ve başka faaliyetlerin olması nedeni ile ekip kuramadık.




Biz de, en iyisi bir tatil yapalım, bu arada mağaraya da bakarız fikrine geçtik. Soğucak ve Sınmaz ailesi olarak, 2018 ramazan bayramı tatilini Kayaköy’de geçirmeye karar verdik. Güzel geçen tatilimizin son gününü mağaranın araştırılmasına ayırdık.

On yedi haziran pazar sabahı, köy kahvesinde rehberimiz Özal Kızıl ile buluştuk. Özal gençliğinde baba mesleği olan keçi çobanlığı yapmış. Ta ki, devlet orman köylüsüne keçi yetiştirmeyi yasaklayana kadar.


Aracımızı, Kayaköy belen caddesinden devam edince ulaşılan, tarihi su sarnıcı yakınına park ettik. Orman içine doğru yürüyüşümüze başladık. Toprak yol, kısa bir süre sonra, zaman zaman kesintiye uğrayan, ancak bu gün bile kullanılabilecek antik yola dönüştü. Sabah saatlerinde havanın kapalı olması işimizi oldukça kolaylaştırdı. Önceden bize söylenenden daha uzun yürüyeceğimiz ve mağaranın aslında çok büyük olmadığı bilgisini, yolun ilk başında edinmiştik.


Kayaköy denince, akla adını 1928 mübadelesi ile boşaltıldıktan sonra, sadece taş duvarlarının kaldığı köyden oluşan turistik bölge akla geliyor. Ormanda ilerledikçe bundan daha fazlasının olduğunu ve artık, Özal gibi o kültürün devamından gelen az kişi tarafından bilindiğini görüyoruz. Yol dışında her yer neredeyse sık orman ile kaplı. Yol kenarında biraz temizlikle tekrar kullanılabilecek antik su kuyularının yanından geçiyoruz. Orman içinde şimdi ağaçların işgale başladığı geniş eski tarım alanları dikkati çekiyor. Hemen her yerde insan müdahalesi gözleniyor. Orman tabanı sekiler halinde düzenlenmiş. Bazı yerlerde büyük binaların kalıntıları halen gözleniyor. Özal’ın çocukluğunda bu bölgede çok sayıda insan, keçicilik ile uğraşır, küçük tarımsal faaliyetleri ile geçinirmiş. Yol boyu dikkat çeken aşılanmış delice zeytin ağaçları, şimdi ormanın içine karışmış. Ormanda keçi yetiştiriciliğinin yasaklanması, buradaki yaşamı kökten değiştirmiş. İnsanlar, asgari ücretlerle işlere girip bölgeden ayrılmışlar. Orman; her yeri, tarihi ve yaşamı yutmuş. İnsanlar için geri dönülmez bir yıkım…
Bir buçuk saatlik yolculuktan sonra, mağaranın ağzını uzaktan görüyoruz. Mağara iki tarafından güzel deniz manzarası olan, kot farkının fazla olmadığı bir tepenin üstünde. Tepe “Turunç pınarı” denen bölgenin hemen yakınında. Mağaraya ulaşmadan önceki son dönüşte, denize hakim manzara, önünde tarım arazisi olan, büyük bir evin üstünden yürüdüğümüzü fark ediyoruz. Çevrede yerdeki kayaların kesilmesi ve başlarına düzgün taş plakalarla desteklenerek yapılan mezarları görüyoruz.
“İs ini” mağarasına girişe hazırlanıyoruz. İsabetli bir kararla, baret ve harita malzemesi dışında hiçbir şey getirmedik. Mağara adını, uzun yıllar yakılan ateşler nedeniyle, tavanının tamamına yakınının simsiyah isle kaplı olmasından alıyor. Hemen girişten sonra genişçe bir salon, salonun solunda bir odacık bulunuyor. Salondan sonra mağara ikiye ayrılıp iki salon-odacıkla devam edip, sonlanıyor. Girişe göre mağara, aşağı doğru hafif eğimli devam ediyor. Çok oyalanmadan haritalama işine başlıyoruz. Kısa sürede ayrıntılı ölçümler alıp, mağara ile ilgili yorumlarımızı paylaşıyoruz. Mağaranın uzunluğu, 133 m olarak ölçümleniyor. Giriş ile son nokta arasında -4m kot farkı bulunuyor.

Mağara çıkışında ufak bir mola sonrası, çevrede gezi yapıyoruz. Özal’ın geçmişine olan yolculuğuna yoldaşlık ediyoruz. “Hayatımı buralarda harcadım” diye anlatıyor. Mağara, daha önceden Özal’ın yayla yaptığı yerde. Çevredeki birçok ağaç babası tarafından aşılanmış. Eski koyak yerini, aşılı armut ağacını, definecilerin kazdıkları yerleri ve en sonunda antik kaya mezarlarını ziyaret ediyoruz. Bugün sessizliğe bürünmüş bölge, binlerce yıldır insan yerleşimi olarak kullanılmış.

Dönüş yolu daha zorlu geçiyor. Bulutlar dağıldı, güneş tepemizde… Aynı yolu dönerken, küçük sapmalar nedeni ile Murat’la konumumuzu anlamakta zorlanıyoruz. Küçük bir molada, Özal diz çöküyor, sağ eli göğsünde bir şeyler mırıldanıp, 2-3 kez çenesini sıvazlıyor. Çok merak etmeme karşılık rahatsız etmemek için sormuyorum. Muhtemel, atalardan kalma bir ritüel…


Gelirken, yarı yolda mola verdiğimiz yeri göremediğimizden, yolumuz çok diye yılgınlık baş gösteriyor. Muratla yolu yarılamadık diye konuşurken, birden toprak yola çıkıyoruz ve aracımızı uzaktan görüyoruz. Neredeyse balta girmemiş Fethiye ormanlarında sıcaktan telef oluyorduk. Aracımızın yanına geldiğimizde saat 12:30 du. Beş saatlik faaliyetimizin, bir saatlik mağara girişi dışında yürüyüşle geçmişti.

Özal’la vedalaşıp, otelimizin yolunu tutuyoruz. Yaz sıcağında yaptığımız bu faaliyetteki terimizi, derneğe hediye ettikten sonra, havuz başında bira keyfi ile faaliyetimizi sonlandırdık. Kısa günün kazancı, bu küçük ama güzel mağarayı haritalamak ve değişik bir yaşam tarzını gözlemlemek oldu. İyi ki faaliyeti küçük tutmuşuz. Daha sonrası ? Tatile devam...

Emrah Sınmaz


Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.