» » O Günler VI ( Nasuh meselesi… Biz bunu ilkeler uğruna yaptık. )
 
 O Günler VI ( Nasuh meselesi… Biz bunu ilkeler uğruna yaptık. ) 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 893 Tarih: 1-01-2019, 23:01 Yorumlar: 0

Yıl 1989. Üniversitede beşinci yıldayız. Tıp fakültesinin küçük stajlarının olduğu, intörnlük öncesi yoğun sınavla geçen son yılımız. Bu yılda, on beş branşta staj yapılır. Stajlar son gün yapılan sınavla tamamlanır. O günlerde hayatımız şöyle geçiyor; staj başlıyor, öneme  göre bir hafta yada on beş gün süren staj yapılıyor, sınav gecesi hiç uyumadan çalışılıp, ertesi gün alanında “baba” olarak tarif edilebilecek profesörlerden sözlü sınava giriliyor, hemen sonrası terminale koşulup, mağara faaliyetine doğru yola çıkılıyor. Her stajda döngü bu şekilde devam ediyor. Yaptığım hesaba göre, yaklaşık sekiz aylık eğitim döneminin on iki hafta sonunda bu faaliyetleri yapmış ve o yıl otuz sekiz gün kampta kalmışız.

İntörn olabilmek için, bu stajların hepsini vermek gereklidir ve her sınavı geçebilirseniz, altıncı son sınıfa başlamadan önce temmuz ayında bir ay tatil yapma hakkı kazanırsınız. Tulga Şener ile tüm stajları başarı ile bitirdik. Son stajım dermatoloji stajıydı ve kıl payı geçtim desem yalan olmaz. Bu gün bile, pomat – krem arasındaki farkı bilemiyorum ama, bu eğitim sistemimizdeki bozuklukla ilgili ayrı bir sempozyum konusu… Moderatörün notu : Antik Yunan'da, sempozyum ( Yunanca: συμπόσιον symposion, συμπίνειν sympinein, "birlikte içmek") bir içki davetiydi.

O Günler VI ( Nasuh meselesi… Biz bunu ilkeler uğruna yaptık. )
Temmuz ayındaki faaliyet planımız; ilk önce Kaş’a gidip, liman ağızı bölgesindeki “Hıdırellez” mağarasını araştırmak, sonrasında dağcı arkadaşımız Gıyasettin Demirhan ve eşi Beyhan Demirhan Kartal ile birlikte “Kaçkar zirvesi” yapmak. Gıyasettin Demirhan; ilkeli, disiplinli ve dağcılık tecrübesi ile o yıllarda abimiz diyebileceğimiz, sevdiğimiz, fikirlerine saygı duyduğumuz dostumuz… Doğal olarak, temmuz ayının son yarısında yapacağımız etkinliğin lideri ve görüşleri bizim için tartışılmayacak değerde.

Nasuh Mahruki, Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları topluluğunun kurucularından ve en aktif üyelerinden. 1989 da doğa sporlarında en az bizim kadar yeni ve doğal olarak bu gün ki gibi tüm ülke tarafından tanınmıyor. O yıllarda Ankara’da doğa sporu yapan herkesin yolu bir şekilde kesişiyordu. Sonuçta doğa sporcusu ve yapılan işlerin çeşitliliği çok azdı. Aynı zamanda, MAD’ın altın çağı ve yükseliş dönemi diyebileceğimiz yıllardaydık. MAD’ın yaptığı birçok etkinliğe diğer klüplerden de katılımlar olurdu. DOST, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi doğa sporcuları ve DASK gibi klüpler, MAD faaliyetlerine sıklıkla katılırlardı. Nasuh ile tanışmamız bu sayede oldu. Derneğimiz üyesi olarak birkaç yıl yoldaşlık yaptık.

Temmuz ayının başında Faysal İlhan, Emrah Sınmaz, Nasuh Mahruki ve Tulga Şener’den oluşan ekibimizle Kaş yollarındayız. Belediyenin desteğini almış durumdayız. Sonuçta mağara turistik amaçla kullanılabilecek konumda. Konaklama olarak belediye binasının üst katındaki misafirhaneyi kullanıyoruz. Her gün, herkes mesaideyken merdivenlerden şort ve sırtımızda bit pazarından alınmış haki sırt çantaları ile meraklı bakışlara aldırmadan, dalgakırana gidip liman ağızına doğru tekne ile yola çıkıyoruz. Faaliyetlerin en önemli unsuru tartışmasız yiyecek. Akşam ve bazen öğle yemeklerinde BAKÜS adında bir restorandayız. Sonradan gittiğimde kapanmış olan, bu yerin sahibinin adını hatırlayamıyorum ama lüks diyebileceğimiz bu yerde çok iyi ağırlandık. Alışık olmadığımız hizmetten dolayı her yemekte biraz utandığımı da hatırlıyorum.   

Mağara çalışmasının ilk günü mağaranın keşfi ile geçti. Mağara bir çöküntü alanı ile başlıyor. Sonrasında, mağaranın geniş denilebilecek salonuna ulaşılıyor. Mağara konik denebilecek tavanın çevresinden dolaşan, dar bir çatlakla devam edip 360 derece dönerek ters taraftan aynı çatlağa açılıyor. İkinci gün, ölçüme başlıyoruz. Üçüncü , gün ölçüme devam. Akşam kafe de oturup, haritanın nasıl çizileceğini tartışıyoruz. O güne kadar harita nasıl çizilir bilmiyoruz. Dördüncü gün Faysal “bu ölçüm olmadı” diyor ve tekrar liman ağızına yola çıkıyoruz. Faaliyet olabilecek en güzel koşullarda, kendimize itiraf edemeden işi biraz sündürüyoruz. Faaliyet sonlanıyor. Faysal ekipten ayrılıp Ankara’ya yola çıkıyor. Alaman ellerine gitme hazırlı yapması gerekiyor.

Nasuh, Tulga ve ben Kemer’e geçip, orada çalışan, Tulga’nın abisine konuk oluyoruz. İki gün sonra Köprülü Kanyonda bir geceliğine kampa gidiyoruz. Faaliyet bu kamptan sonra bitiyor. Ankara’ya yola çıkacağız ve bir sonraki gezimize Kaçkar için hazırlanacağız.

Son gün, Nasuh bizimle birlikte Kaçkar’a gelmek istediğini söylüyor. Net bir şekilde “ gelemezsin…” diyoruz. Nasuh’un bayağı üzüldüğünü hissediyoruz. Ama yapacak bir şey yok. Gıyasettin ekibe başka bir kişinin katılasın istemiyor. Faaliyet, Tamer Aker’in katılımı ile beş kişilik olarak planlanmış ve bu şekilde yapılacak.

Biz ne yaptık kardeşim… Günümüzde, kar leoparı ünvanı almış olan Nasuh’u dağa götürmüyoruz. Amma ironik bir durum. Hatta, sonuç itibarı ile çok komik bir durum. Biz mağaracılara göre aslında çok ta ters bir durum. Biz, kim olsa göç yolda düzülür şeklinde düşünürüz aslında. O günlerde, bunu da yaşamışlığımız var. On günlük Kaçkar gezimiz, bir de güzel oldu ki tadından yenmez. Nasuh ve Gıyasettin’e selam ederim. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysek af ola.

Emrah Sınmaz 28-7-2015


Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.