» » 12 Nİsan 2010 Sakarya, Pamukova, Kazımiye Köyü, Acısu (Akçay) Mağaraları
 
 12 Nİsan 2010 Sakarya, Pamukova, Kazımiye Köyü, Acısu (Akçay) Mağaraları 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 3 583 Tarih: 21-03-2011, 10:30 Yorumlar: 0

12 Nİsan 2010 Sakarya, Pamukova, Kazımiye Köyü, Acısu (Akçay) MağaralarıHer şey 19 Eylül 2009 mad@mad.org.tr adresimize aşağıdaki ihbarın gelmesiyle başladı. “Merhaba bundan birkaç hafta önce bir arkadaşım kimsenin girmediği ve karışık bir mağaraya gireceklerinden bahsetti bende ondan fotoğraf ve su ve taş gibi numuneler istedim istediklerimi fazlasıyla getirmiş. Yerel halkın bir kısmı dışında mağarayı bilen yokmuş. Bilenlerden ise girenler birkaç kişi onlarda kendilerince yaptıkları keşifte sadece içeride birkaç saat yürümüşler. Arkadaşım bana izlenimlerini anlattı. Bende derneğiniz bundan haberdar olsun istedim ortada yeni bir mağara varsa ilgilenmek istersiniz diye düşündüm ve size mağaranın fotolarını yolladım. Fakat sadece bir kısmını yollayabildim. Mağaranın apartman merdiven boşluğu gibi iç bölgelerde yukarı tırmanış ve aşağıya inişleri varmış ve birden fazla koridor seçenekleri çıkması daha karmaşık ve tamamen keşfedilemez hale getiriyormuş. Mağara Sakarya ili Pamukova ilçesi sınırları içinde. Bana bu mail adresinden ulaşabilirsiniz.” demişti. Oğuzhan AŞKAR yaptığı ihbarda. E-postayı gruba yönlendiren Baturay “Fırsat bu fırsat eldeki ihbarları bir liste haline getirsek ve de değerlendirsek ne dersiniz? Bilgileri kimde var? Bir de bu mağara ile ilgili bir arkadaşımız yazışma yapabilir mi aşağıdaki çocuk ile?” diye eklemişti.
Bu yazıdan sonra Ankara – Bursa arasında sayısız mail yazıldı. Pamukova’ya biran önce gidelim temennilerinde bulunduk. Bir türlü herkese uygun bir tarih ayarlayamadık. Sonbaharda yapraklar dökülürken günler günleri kovaladı. Sonbaharın hüznü kapladı içimizi. Yağmurlar yağmadan gidelim Pamukova’ya derken sayılı günler çabuk geçti. Günler, haftalar, aylar derken yağışlar başladı. Artık elden ne gelirdi ki? Ama umut hiçbir zaman tükenmedi. Baharın cıvıltıları, yeşeren tohumlar, neşeyle doldururken içimizi, yeni mağaralar bulma heyecanı sarıvermişti şehvet gibi benliğimizi.
6 ay geçmişti üzerinden artık unutulmaya yüz tutmuştu Pamukova ihbarı. Yine içimi kaplayan dayanılmaz basınçlı duygudan kurtulmak amacıyla girdiğim, evimin defekasyon merkezinde “Havalarda düzeldi, hangi mağaraya gitsek.” diye düşünürken hatırladım Pamukova ihbarını. Sonbaharda herkese uygun bir tarih belirleme uğraşısının, beyhudeliğini anlamış olmanın, verdiği kararlılıkla kendi başıma, 4 Nisan 2010 Pazar günü gitmeye karar verdim. Ardından kimlerin gelebileceğini belirlemeye çalıştım. Sonrada mağara ihbarını yapan Oğuzhan’ın verdiği telefondan Kerim GÜL isimli arkadaşını aradım. Söz konusu tarihte, köyde bulunamayacağını, başka bir arkadaşını bize rehberlik yapmak üzere ayarlayacağını ve haber vereceğini söyledi. Kader ağlarını örmeye başlamıştı. Dönülmez akşamın ufkundayım artık diye düşünürken, hayatın sillesini bir kez daha tarif edilmez bir acıyla hissettim. Kerim GÜL’ün ayarladığı arkadaşı Fırat ÖNEL, Pazar günleri çalışıyordu. İzin alması da mümkün değildi. Haydaaaaaaa demekten kendimi alamamıştım. Fırat sadece pazartesi günleri izinli olduğunu mağarayı gösterebilecek başka kimse olmadığını belirtince şeytani kararımı verdim. Pamukova’ya 12 Nisan pazartesi günü gidecektik. Bu daha önce hiç yaşanmamıştı, yaşandı ise de hiç hatırlanmıyordu.
12 Nisan 2010 pazartesi günü sabah 8,30 da Cem ERSOY, Yaşar ÇELİK, Attila ÜLGEN’den oluşan üç kişilik bir ekiple Bursa’dan yola çıktık. Yenişehir, İznik, Pamukova güzergâhından, güneşli bir ilkbahar sabahında saat 10.30 da Pamukova’ya vardık. Fırat’la buluşmamız, bizimle gelmek isteyen başka arkadaşlarının bize katılması için beklerken çok zaman kaybettik. Önce kafayı definelere takmış olan Vedat TOPAL sonra adanalı Süleyman YALÇIN bize katıldı. Çoban Recep GÜLER bize Kasımiye köyünde katıldı. Yaklaşık 12.00 sularında yola çıkabildik. Gelen ihbardan Mağaraların Şahmelek köyünde olduğu sonucunu çıkarmıştık. Ancak Mağaralar Kazimiye – Melekşe arasındaki orman yolundaymış. Çok bozuk olmasa da tercihen yüksek araçlarla gidilmesi gereken bir yolda yaklaşık 6–7 kilometre yolu iki motor eskortuyla gittikten sonra arabayı yol kenarına park ettik. Yaklaşık 15–20 dakikalık orman içi bir yürüyüşle 1014,4 metre rakımlı Acısu 1 Mağarasına vardık. Mağaranın girişi akıntılı suyla doluydu. Mağaranın ilk 20–30 metresini diz seviyesinde su içinde geçtikten sonra daha derin bir birikintiye ve ardından 1–1,5 metrelik bir şelaleyle karşılaştık. Fırat’ın ifadesine göre Ağustos ayında Mağaranın içinde Yaklaşık 3 saat dolaşmışlar ancak sonuna ulaşamamışlar. Giriş kısmı yaklaşık 1–2 metrelik dar bir çatlak ve altında akan bir dere şeklinde olsa da, ilerleyen kısımlarda çeşitli oluşumların bulunduğu geniş bölümlerin olduğunu öğrendik.
Acısu 2 Mağarası Acısu 1’in 20 metre kadar sol üst tarafında kalıyor. Fırat Mağarada ayı olabileceği endişesiyle Acısu 2 ye girmekten çekiniyordu. Ayılarla ilgili tatsız tecrübeleri vardı. Ama biz girdikten sonra oda peşimizden geldi. Acısu 2 birkaç küçük kolla ilerleyen, damlayan suların oluşturduğu küçük su birikintilerinin olduğu bir mağara. Birkaç yerde definecilerin kazı yaptığı anlaşılıyor. Kazı yapılan bir yerde kemiklere rastlandı. Ölçümleme yapılmadı. Yalnızca koordinatlar tespit edildi. Suyun daha az olduğu bir zamanda bölgeye tekrar gelinmesine karar verildi.


Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.