» » O GÜNLER V ( Bir Kaza Atlattım Ki Aklın Şaşar )
 
 O GÜNLER V ( Bir Kaza Atlattım Ki Aklın Şaşar ) 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 252 Tarih: 23-12-2018, 19:34 Yorumlar: 0

Yıl, geçen yüzyılın son yılı. Yine günlerden bir gün veya günler, Sivas’ta dolaşıyorum boş boş… Mecbur kalıp, Ankara’ya en yakın yer diye Sivas’a tayin olduğum o günler. Askerden de yeni dönmüşüm... Yaz aylarında ya faaliyet olmuyor ya da faaliyet başladıktan sonra benim haberim oluyor. Tamam, hayat bir şekilde akıyor, ama mağaracılık adına hiçbir şey yapamamaktan dolayı sıkıntı içindeyim.  

Bir şeyler yapmak istiyorum dernek için, ne olursa artık… Aniden bir fırsat önüme geliveriyor. MAD bülteninin 12. Sayısı hazırlanma aşamasındaydı. Her zaman ki gibi bir sürü yazardan beklenen işler vardı. Bir ucundan tutmaya karar veriyorum. Dedim ki, milimetrik kağıda çizilmiş olan haritaları temize çekeyim, eklerini yapıp, yayına hazır hale getireyim. En azından bir katkım, faydam olsun.

Bir süre sonra, haritalar kargo ile Ankara’dan geldi. Çizim için kalem, aydınger kağıdı, hemen her şey hazır. Ama bilgisayar yok. Gerçi bilgisayar olsa, koyacak yer de yok. Ankara’ya tayin olabilirim umudu ile , doktor odasındaki basit somyada yaşıyorum. İki bavul , yatağın altında… Gündüz iş yeri , gece sığınak. Bir arkadaşımın muayenehanesinde çalışmak için kendisinden izin alıyorum. Bütün sorunlarım çözümleniyor. Cumartesi akşamı gidip gece çalışıp, belki ertesi gün de devam edip işi bitirmek istiyorum.

Muayenehane Atatürk bulvarına paralel Şirin cadde üzerinde. Caddenin bir adı daha var ama, Köy Enstitülerinin kapatılma sürecini başlatan kişinin soyadını burada anmak istemiyorum. Caddede çok sayıda, değişik alanlarda çalışan küçük iş yeri var. Gittiğim yer, altında banka şubesi olan, üst katı boş, üç katlı eski bir bina dairesi. Gece binada hiç kimse olmuyor. Hava karadıktan sonra, elimde uyku tulumu, sırtımda küçük bir çanta dış kapıdayım. Kapıyı, cam kırığından elimi sokarak, iç sürgüyü çekip açıyorum. Sonrasında, bu sefer içeriden uğraşıyorum kapatmak için ama uzun uğraşım başarısız oluyor. Neden bunları yazıyorum ? Aslında bunların, bilinçsizce yapılmış kritik hatalar olduğuyla kısa bir süre yüzleşiyorum.

Bilgisayar’ın olduğu masaya yerleşiyorum ve başlıyorum çalışmaya. Bir süre sonra, çevrede çalışmaya devam eden işyerlerinden gelen seslerden rahatsız olmaya başlıyorum. Huzursuz oluyorum, çalışmaya ertesi sabah devam etmek daha mantıklı görünüyor. Işığı söndürüp, uyku tulumunu yayıp yatıyorum.

Yirmi dakika sonra, sokakta bir hareketlilik başlıyor. Çok sayıda araç, tavana vuran mavi-kırmızı ışıklar ve bir çok insanın oluşturduğu uğultu korosu… Uyumaya devam etmeye çalışıyorum ama mümkün mü? Kısa bir süre sonra kapı sert bir şekilde yumruklanıyor. Ne yapacağımı bilemez şekilde bekliyorum. Sesler yukarı doğru uzaklaşıyor. Üst katta dolaşıyorlar. “Burada kimse yok” diye bir ses duyuyorum. Tekrar kapıma dayanılıyor ve “aç kapıyı !!!” diye bağırılıyor. Yapacak bir şey kalmıyor, kapı kırıldı kırılacak…

Kalkıp ışığı yakıyorum. Sesler azalıyor. Kapıya gidip yavaşça açıyorum. Kapı aralığındaki dar alan sivil giysili insanlarla dolu ve en önde aşağı doğru tuttuğu, parlak, toplu tabancasıyla ve yasal mermisiyle, önceden tanışıklığım olan bir polis komiseri duruyor. Göz göze geliyoruz. Belki ne diyeceğimizi bilememekten, birbirimizi tanımıyor gibi bir dialoğa giriyoruz. Komiser arkadaş, iş yerlerinin birinden, binaya bir bombacının girdiğine dair ihbar gelmesi üzerine geldiklerini söylüyor. Ben durumu anlatıyorum. Beni tanıyor olmasına rağmen, usulen nüfus cüzdanıma bakıp, iyi geceler dileyip gidiyorlar.

Bir ohh çekip tekrar uzanıyorum. Aniden kalbim çok hızlı çarpmaya başlıyor. Kalp neredeyse göğüs kafesimden çıkacak gibi… Yanında da ciddi bir ölüm korkusu... İşte bu, panik atağın tam tanımıdır. Ne yapacağımı bilemez şekilde on dakika kadar bekledikten sonra, psikiatri muayenehanesinde olduğumu hatırlıyorum. Hızlı etkili bir ilaç alıp kendimi sakinleştiriyorum.

Ertesi gün, oturdum güzel bir şekilde işimi yaptım. Akşamı düşünmeden de yapamıyor insan. Ya kapıyı daha geç açsam ve benim için olay kötü sonuçlansa… Başka bir soru da var. Hakikaten bombacı olsam ve kapıya yığılmış olan sekiz polisle birlikte kendimi uçursam ? Arkadaş, üstümde mi yazıyor, neden “bombacı” da, “hırsız” falan değil bu ihbar ? Bunca yıl geçti halen anlamış değilim.

Yılarca konuştuk; ip kopar mı? sürtünmeden, kulak çıkarsa ne şok yeriz?, arkadaşa taş düşürümüyüm?, yok pursik kulanmalı mı? kullanmamalı mı?. Hepsi boş. Benim mağaracılık hayatımda, dernek yolunda geçirdiğim en büyük tehlike budur. Hem de şehrin göbeğinde.

Bundan daha kötüsü, Kastamonu’ya araştırmaya giden bir ekibimizin başına gelmişti. Yanlarında tanıdık, köylü bir rehber ile mağara ararken, uzak mesafeden tüfek ile ateş edildi. Bahanesi “ ben sizi hazineci sandım”… Ya işte böyle, kaza ötesi bir kasıt durumu.

Aslında olmuyor böyle. Uygun bir zamanda, tercihinize göre ev yapımı şarap ya da kahve eşliğinde anlatayım bunları. “Ben, sizin yaşınızdayken…” diye başlayan cümleler kurarak anlatasım var.

Emrah Sınmaz 27-7-2015


Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.