» » O Günler II (Dernek Evleri)
 
 O Günler II (Dernek Evleri) 
Yazar: Mad Bursa Okunma: 1 518 Tarih: 8-11-2011, 14:39 Yorumlar: 0

Yıl 1986, Ankara Çamkoru’da fakültenin pikniğindeyiz. Sınıftan birkaç arkadaşımız (Tulga,Tamer,Hakan,Uğur,Erdemir) pikniğin sonuna doğru ormandan çıkarak bize katıldılar. Bir gece önceden ormanda yürüyüş yapmışlar,ziyadesi ile kaybolmuşlar,kendi aralarında kavga etmişler, sırtlarında acayip denkler, pis perişan bize katıldılar...Ne yalan söyliyeyim çok hoşuma gitti, haz aldım. Meğer bu arkadaşlarım, MAD yoluna baş koymuşlar. Ben de böylece dernekten haberdar oldum.

Pazartesi günü kantinde Hakan Karadeniz’i yakaladım, “bende mağaracı olacağım” dedim. Hakan’ın yüzüne sevinç ve hayret karışımı bir ifade belirdi ki, bu gün bile unutmam. O günler de derneğe üye bulmak, en az bu gün ki kadar zordu. Dernek; evraklardan (kimi çuvaldan çıkartılmış...), Faysal’ın evindeki birkaç parça malzemeden, bir avuç üyeden ve sağlam ilkelerden oluşuyordu.

Faysal’ın Emek caddesindeki evini, derneğin ilk “dernek evi” olarak tanımlamak sanırım yerinde olur. Sıhhiye’den Emek otobüsüne binersiniz, Zürih pastanesi önündeki durakta indiniz mi, arka sokağa kısa bir yürüyüş ve Faysal’ın giriş katındaki evinin sıcaklığına kavuşursunuz. Evin diğer sakinleri, Aytekin ve İsmail...Bulgur pilavı ve tavada yapılan börek...Bu evde derneğin bir çok üyesi, yandaşları ile tanıştım. Ahmet Elma, Beyhan Kartal, Ali Utkan, Utku Erdener...say say bitmez.

O günlerde kaya çalışması için, Hüseyin Gazi peksimet tepesine giderdik. Derneğin, biri sarı, diğeri pembe fosforlu iki parça yardımcı ipi, dağcı Mehmet Ali’den ödünç eskimiş iki dağ ipi,birkaç eski karabini, yırtık iki emniyet kemeri falan var ( Faysal, fazla gelir diye bir kısmını da kayaya getirmez...). Bir gün Tulga ile Faysal’ın evindeyiz. Tulga, duvara çakma tahta raftan, metal bir çay kutusu aldı ve içinde 8 adet, bir kısmı paslı boltları gösterdi. İlk defa, bu ulaşılmaz, az bulunur, harcanılması pek caiz olmayan malzeme ile tanıştım.(Gerçekten de yıllar boyunca bolt çakmak, muhalif üyeler tarafından, yanlış düşünceyle mertebe gibi algılandı.) Yani derneğe inancımız tam, zaman çok, genciz ama aşmamız gereken birşeyler de var. Az kişiyiz çok olmak, gelişmek, derneği yaşatmak istiyoruz. O halde bir şeyler yapmak gerekliydi.

1987 yılı genel kurulunda (kaya çalışması dışımda katıldığım ilk etkinlik) yönetim değişikliği yapılıyordu. Bir kuşak mağaracı (ki Temuçin Aygen’in “haydi gençler” diye güvendiği) bir ekip yönetimden ayrılıyor, yeni bir yönetim kuruluyordu. Derneğin yönetimine Ankara Üniverstesi Zirrat Fakültesinden bir hocamız, aynı zamanda DASK’nün de başkanı olan Yücel Aşkın seçildi. Sonradan, Faysal bu dönemi “ doğa, spor, mağara... büyük işler yapacağız sandım...“ şeklinde özetlemişti.

Yeni dönemde düzenimiz şöyleydi: Faysal’ın evi yine karargahımızdı. Tabi ki bütün mağaralar bizim ve faaliyetler olanca hızıyla devam ediyordu. Neredeyse her hafta toplantı için, Dışkapı’ya, Ziraat fakültesine taşınırdık. O yıllarda doğa sporlarının çok gelişmiş olduğu söylenmez. Değişik gruplar, birlikte etkinlikler düzenlerlerdi. Derneğimiz üyelerinin gerçekleştirdiği birçok etkinlik, aynı zamanda Ankara Üniversitesi doğa sporları topluluğunun, DASK’nün ve hatta DOST’nun (Bilkent) etkinliği olarak görünürdü. DASK’nün toplantılarına ve bir kez de hizip ev toplantısına bile katıldığımı hatırlıyorum. Ama neden katıldığımı halen bilmiyorum... Sonradan bir dostumuzdan öğrendim ki, derneğimizin bu klüp içine katılması ve eritilmesi bile düşünülmüş... O günler işte böyle günler. Bu düzen böylece yaklaşık 1,5 yıl kadar devam etti.

Bir akşam yine ziraat fakültesinin kütüphanesinde toplantıdayız, başkanı bekliyoruz. Fakültenin dekanı kapıyı kırarcasına açtı ve fırçayı bastı “burada sorumlu kim! vs.vs....”. Adam aslında haklıydı. Hepimiz fakültenin yabancısıydık ve kütüphane nerdeyse el yazmasına kadar uzanan eski kitaplarla doluydu. Eh çaresiz başkanı odasında ziyaret ettik.”Benim işim var” deyip ilgilenmeyince kendimizi binanın dışına attık.”Dernek sokağa düştü!” diye bağırıp, gülüştük. Kendimizi yolun karşısındaki bir kahvede bulduk. Derneğin, bizim bildiğimiz, ilk çağının son dakikalarıydı... O günlerde Sıhhıye Halk Sokak Akay apt.da oturuyorum. Binamızın bodrum katında beş odadan oluşan depo-kapıcı dairesi gibi bir yer vardı. O yıl, bahar ayında çok yağmur yağmış ve bodrum katını su basmıştı. Depolar bu yüzden boşalmış ve yeniden onarılmıştı. Apartman yöneticimizde emekli albay Cemal Baga. Kore harbine katılmış eski bir asker. Yönetimi kaybettiği gece, muharip gaziler derneğini basıp tutanaklarda tahrifat yapacak kadar dernekçiliği de var wink ; Ön görüşmeden sonra, Faysal ve Tulga ile yöneticinin kapısına gidiyoruz. Hiç de tahmin etmediğimiz kolaylıkla (bir miktar alttan alarak) bir oda kiralama yolunu açıyoruz.

İlk iş dernek başkanımıza yeri göstermek… Başkan yanında bir kişi ile geliyor ve yeri görüyor, “Paranız yeterse tutun…” yorumunu yapıp gidiyor. Aslında küçük, tabanı uyduruk beton bir odacık… Ama bizim için özgürlüğün kapısı. O saat ilişkimiz kopup gidiyor.

Derneği boyama işine girişiyoruz. Yer de helva, ekmek yeme amele muhabbetleri falan… Mütevazi eşyalarımızı taşıyoruz. Metal bir dolap için Yavuz Bulut’un kapısını aşındırıyoruz. Suntadan bir sandık dolap, dedemin yaptırdığı iki sekiyi evden indiriyorum. Oldu sana bir dernek evi… Akşam okuldan geliyorum, hemen derneğe yolum düşüyor. Faysal derneği açmış, küçük kekler almış, çayı da demlemiş, ufak tefek yazıp çiziyor. Ne günler geçirdik, halk sokakta…

Kendi yönetimimizi kuruyoruz. Temel bazı ilkelerimiz var. Kavgayı kendi aramızda yapıyoruz, yeni katılan üyelere yansıtmıyoruz. Toplantılar daha düzenli yapılmaya başlıyor. Ayda bir genel üye toplantısı gündemli toplanıyoruz. O zamanlar Perşembe akşamları toplanıyorduk. Bir süre sonra bir gün yetmiyor, salı günleri de toplantı yapmaya başlıyoruz.

Bir süre sonra bir odaya sığmıyoruz. Önce kaçak olarak yandaki odayı kullanmaya başlıyoruz. Daha sonra ikinci odayı da kiralıyoruz. Malzememiz de gittikçe artıyor. Asıl büyük malzemeyi Atakule’de yaptığımız ilk gösteri etkinliğinden elde ediyoruz.

En güzeli faaliyete çıkmak. Dernekte malzemeyi hazırlamak ayrı bir heyecan. Tulga bu işi “ Masa, dolap dışında her şeyi aldık” diye tanımlar. Faaliyetler genellikle Cuma geceleri başlar. İlk zamanlar garajda buluşup, otobüs ile yola çıkıyoruz. Gittiğimiz yerde, örneğin Pozantı’da önceden ayarlanmış maden şirketi ya da orman işletmesi araçları ile yola devam ediyoruz. Daha sonraları araç kiralayıp dernek önünden yola çıkmaya başladık. Bu yöntem en güzeliydi. Biz bize çok eğlenceli yolculuklar yaptık.

Camılıköy, Sütlük, Subatağı araştırmaları gibi birçok başarılı etkinliğe bu adresten yola çıktık. Yıllar sonra düşününce derneğin en hareketli ve en verimli zamanlarıydı…

Gün geldi, yerimizi beğenmeyen üyelerimizin sayısı arttı. Yaptığımız iş çoğalmış, yerimize bir anlamda sığmaz olmuştuk. Bu ortamda derneğin vitrin kısmının iyi olmadığı düşünülüyordu. Tedirgin olan birkaç kişiden biriydim. Başka bir yer tutmak dar bütçemizi zorlayabilirdi. Hatta derneği boşalttıktan sonra üç ay kadar kira ödeyerek odalardan birini elimde tuttum. Daha sonra bunun anlamsız olduğunu düşünüp vazgeçtim.

Birkaç yer değiştiriyoruz. İlk olarak, Beril’in ailesinin boşalttığı Bahçeli’deki eve taşınıyoruz. Ev, arkası bahçeye açılan giriş katı. Seviyoruz yeni yerimizi. Ancak, iki yıl sonra, apartmandan geldiğini düşündüğümüz etki ile ev sahibi ile yolarımız ayrılıyor. Korktuğum ben askerdeyken başımız geliyor. Derneğin dolap koltuk gibi malzemeleri Banu’un evinin altındaki depoya ve teknik malzeme Orkun’un Halk sokaktaki iş yerlerinin altındaki depoya giriyor. Malzemeleri burada hazırlayıp etkinliği gitmeye başlıyoruz.

İlk yerimizi tekrar tutmayı planlıyoruz. Ancak daha önce verdiğimiz kiranın beş katı istenince vazgeçiyoruz. Canımız çok sıkılıyor. Attan inmiştik…
Ataç sokakta yeni bir yer tutuyoruz. Giriş altı, yarı camdan ışık alan iki oda, küçük bir mutfaktan oluşan küçük dernek evine taşınınca rahatlıyoruz. Yine apartmanda yönetici ile sorun yaşıyoruz. Zar zor oturma iznini kabul ettiriyoruz. Dernek deyince herkes kötü gözle bakıyor. İyi bir yer kiralamak bu nedenle zor. Bulunan iyi yerlerin kirası ise oldukça yüksek.

De gol caddesinde tuttuğumuz yer ise kiraladığımız en güzel ve en pahalı yer. Açıkçası kiralanan yerin iyi olması vitrini aynı oranda etkilemiyor. Asıl olanın insanlar ve çalışma isteği olduğu kanıtlanıyor. Kiracı olmak zor. Bu sefer de bütün gelirimiz neredeyse kiraya gidiyor. Başka bir dernekle yeri paylaşalım fikirleri ortaya atılıyor. Neredeyse yine at’tan inceğiz…

Derken, o müthiş imkan önümüze çıkıyor. Gsm kulelerinde çalışacak emekçilere “Yüksekte çalışma güvenliği eğitimi” vermeye başlıyoruz. Bu dönem Muharrem başkan, gsm sektöründe çalıştığından işi o akıl ediyor ve ayarlıyor. Maho sonradan “efsane başkan” olarak anılıyor. Sanırım bu ismi kendi kendine veriyor Bu çalışmalarda eğitim veren dernek üyeleri, isimsiz kahramanlar olarak dernek tarihindeki yerlerini alıyorlar.

Bu çalışmadan oldukça iyi bağış geliri elde ediyoruz. 2005 yılında Kubilay sokaktaki yerimizi alıp kiracı olma sefaletinden kurtuluyoruz. Derneğin kendi yeri olması gücümüze güç katıyor. Artık parasızlıktan kapanma korkuları kalmıyor. Sonunda, çalışmaya, gelişmeye uygun, hak ettiğimiz ortama kavuştuk. Eski kiracı günlerimizi hatırlatan bir şey kalıyor. Yapılan son üç genel kurulun dilekler kısmında, bir kişi gündeme ek söz alıyor. Ne diyecek diye her seferinde merak ediyoruz. Bu kişi, Vedat yada Bora oluyor ve sözünü söylüyor: “ Bir önerim var. Dernek yerini, ……. klübüyle paylaşmayı öneriyorum” gülüşüyoruz…



Emrah SINMAZ


Sitemizden tam anlamıyla faydalanabilmeniz açısından lütfen sitemize Kayıt Olunuz.

    
Bilgilendirme
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.